"Adalet elbet yerini bulur. Bunun için ya bir yol bulunur ya da bir yol yapılır."

HUKUK YARGILAMASINDA İSPAT - SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞU ve İSTİSNALARI


Ceza yargılamalarında amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu sebepledir ki soruşturma ve kovuşturma evresinde re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. Re'sen araştırma ilkesinin gereği olarak mahkemeler yargılamaya konu olayın tüm yönleriyle aydınlatılmasında faydalı gördüğü delilleri bizzat kendisi toplar, dosya arasına alır ve huzurda tartışır.

 	Hukuk yargılamalarında ise durum bundan farklıdır. İstisnai haller dışında bu yargılama usulünde maddi gerçek araştırılmamaktadır. Bu nedenle re'sen araştırma ilkesi de geçerli olmayıp taraflarca getirilme ilkesi temel alınır. Mahkemeler yalnızca tarafların ortaya koyduğu/koyabildiği delilleri değerlendirir ve bu delillerin gösterdiği haklılık durumuna göre hüküm kurar. Usul ekonomisi ilkesi gereğince de delil bildirilmesi ve sunulması sıkı şekil şartlarına ve sürelere bağlanmıştır. 

 	Hukuk yargılamasında muteber sayılan delillerden biri belge delilidir. Belge kavramı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 199 ile "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir." şeklinde örneklendirilmiştir. Bunların içerisinde senet kavramının ayrıca önem kazandığı bir nokta vardır ki o da senetle ispat zorunluluğunun bulunduğu hallerdir. 

 	Yasa koyucu HMK 200. Madde ile senetle ispat zorunluluğu bulunan halleri şu şekilde açıklamıştır; " (1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz." Madde metninde geçen 2500 TL'lik parasal sınır 2020 yılı için 4.480 TL olarak belirlenmiştir. 
 
 	Bir diğer hal ise karşı tarafın iddiasının ispatını senede dayandırması halidir.   "  Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz. " hükmünü taşıyan HMK madde 201'e göre miktar önemli olmaksızın karşı taraf iddiasının ispatını senet ile belgelendiriyorsa bu halde tanık beyanlarının nazara alınması mümkün değildir. 

 	Yukarıda açıklandığı üzere; hukuki fiil ispatında geçerli olmayan ancak tarafların ispata konu hukuki işlemlerinin değeri belirtilen parasal sınırların üzerinde kaldığında yahut hasım tarafından ortaya atılan iddia senet ile delillendirildiğinde ispat  vasıtası olarak yalnızca senedin kullanılabildiği bir delil sınırlandırması bulunmaktadır. Peki hiç bir halde bu tür uyuşmazlıklarda başka bir delil ile ispat mümkün değil midir?

 	Her kaidenin bir istinası, her istisnanın da bir müstesnası bulunan hukuk sistemimizde senetle ispat külfetinin de istisnaları düzenlenmiştir. Bunlardan ilki çok rastlanılmasa da karşı tarafın açık muvafakatıdır. 

 	Bir diğer istisna hali ise kanunda "iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. " şeklinde tanımlanan delil başlangıcının bulunmasıdır. " Senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir." Bu noktada kanunun yukarıda tanımlanan "belge" kavramına atıf yapıldığının üzerinde önemle durmak gerekir. Uygulamada karşı tarafın imzasının olmadığından ve diğer sebeplerden ötürü delil başlangıcı niteliği taşıyan belgelerin bu vasfı kabul edilmemekte ve tanık dinletilme talepleri reddedilmektedir. Oysa ki delil başlangıcı kavramı kanunun lafzına göre geniş yorumlanmalıdır. Karşı tarafın imza yahut parafı olup olmamasının da delil başlangıcı nitelendirmesi için önemi yoktur. 
Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2012/12794 K. Sayılı ile bu hususu şu şekilde tartışmıştır; 
"... Davalı, alacağın dayanağı olarak davacı tarafından düzenlenerek kendisine verildiğini iddia ettiği 7.6.2001 tarihli belgeye dayanmıştır. Davacı, davalının dayandığı bu belgeyi kendisinin düzenlemediğini ve belgede imza olmadığını savunmuştur. Mahkemece davada dayanılan bu belge üzerinde herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın davacının borçlu olduğu kabul edilerek ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir. Oysa ki davada dayanılan 7.6.2001 tarihli imzasız el yazılı belge, H.M.K. 202 maddesi hükmüne uygun olarak düzenlenmiş yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgedir. Hal böyle olunca, öncelikle anılan belge üzerindeki yazı ve rakamların davacının el ürünü olup olmadığı araştırılmalı, davacı tarafından sözkonusu belgeyi kendisinin düzenlemediği beyan edildiğine göre mahkeme huzurunda davacıdan, dayanılan belgede gösterilen rakam ve yazıları da içerir şekilde yazı ve rakam örnekleri alınmalı, gerekirse daha önceden davacının yazmış bulunduğu yazı ve rakam örnekleri de ilgili yerlerden temin edildikten sonra konusunda uzman bilirkişi veya kurulundan dayanılan belgedeki yazı ve rakamların davacı el ürünü olup olmadığı yönünde rapor alınmalı, anılan rapor sonucunda belgedeki yazı ve rakamların davacı el ürünü olduğunun anlaşılması durumunda davalının alacak iddiasını H.U.M.K. 292 maddesi kapsamında her türlü delillerle ispatlayabileceği de gözetilerek bu yöndeki tarafların tanık dahil tüm delilleri toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu yönlerin gözardı edilerek eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. " 

Bu anlatılanlar dışında HMK madde 203 hükmünde diğer istisnalar şu şekilde sınırlandırılmıştır;
" (1) Aşağıdaki hallerde tanık dinlenebilir:
 a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.
 b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler.
 c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkansızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hallerde yapılan işlemler.
 ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları.
 d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.
 e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hali." 

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun senetle ispat zorunluluğunun istisnası hallerinde tanıkla ispata müsaade ettiği tüm delillerin kullanılmasına cevaz vermediği noktasına dikkat etmek gerekir.
 	Konuyu örneklemek açısından; Alacak ilişkisinin dava edildiği, müvekkilin hukuki destek almadan bağlantılı bileşik ikrarda ( dava taraflarından birinin, karşı tarafın iddialarını kabul etmekle birlikte aralarında doğal bağlantı bulunan ve karşı tarafın talebini hükümden düşürecek yeni bir vakıa ileri sürmesi) bulunduğu ve başlangıçta karşı taraf üzerindeyken bu suretle ispat külfetini üzerine aldığı, bu noktada uyuşmazlığa müdahil olduğumuz ve senetle ispat külfetinin istisnası bulunması nedeniyle tanık dinletme talebinde bulunduğumuz, dönemin hakimi tarafından hukuka aykırı olarak bu husus ve diğer savunmalar değerlendirilmeden bu sebeple gerekçelendirilemeden hüküm kurulan, neyseki yanlış kararın istinaf aşamasında kaldırıldığı yargılama sürecine ilişkin Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Kararı aşağıda sunulmuştur.