"Adalet elbet yerini bulur. Bunun için ya bir yol bulunur ya da bir yol yapılır."

ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR - BERAAT


Ceza yargılamasının amacı suçun işlenmesi ile sarsılan kamu düzenini, hukukun fiili olarak uygulanmasını ve barışı yeniden kurmaya yarayan maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ancak ceza yargılamasında maddi gerçek ne pahasına olursa olsun araştırılmamaktadır. Gerçeği arama, suçluyu tespit etme, suçu delillendirme ve sanığı cezalandırma çabasının gereği yargılama kurallarına uygun olarak insan haklarını ihlal etmeyecek şekilde yerine getirilmelidir. Ceza hukukumuzda beynelmilel yaklaşım da göz önünde tutularak ortaya konan ilkeler ile maddi gerçeğe ulaşma çabası bir hukuki zemine oturtulmuştur. 

 	İşbu yazıda bu ilkelerden "masumiyet karinesi" üzerinde durulacak ve "şüpheden sanık yararlanır ilkesi" detaylandırılarak izah edilmeye çalışılacaktır. Masumiyet, sözlük anlamı ile suçsuzluk ve belirti olarak tanımlanan karine kavramları kullanarak isimlendirilen bu ilke;
"Bir suçtan dolayı soruşturulan veya kovuşturulan kişinin, suçluluğu mahkeme kararıyla sabit olmadıkça suçlu sayılmaması." şeklinde açıklanabilir. Bu ilke uyarınca tüm insanlık önünde suç işlense dahi fail hakkında kurulmuş ve kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü olmadıkça bu kişi suçlu / hükümlü muamelesine tabi tutulamaz. 
(Karine hukuk literatüründe, bir hüküm vermek için “tecrübe kuralı ile karşılaştırma” denilen faaliyetin daha önceden benzer olaylar dolayısıyla yapılması ve gelecekteki bütün olaylarda uygulanacak mücerret sonucun önceden çıkarılması şeklinde kullanılır.)

 	Türkiye'nin taraf olduğu  1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (m. 11/1) ve 1950 tarihli İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de  (m. 6/2) yer alan masumiyet karinesi Anayasamız 38. Maddesinde " Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. " şeklinde hükme bağlanmıştır. 

 	Bu karinenin hukuki nitelendirmesi öğretide tartışma konusu yapılmış ve sanığın hüküm açıklanana kadar " masum sayıldığı" fikri değerlendirilmiş, diğer yandan  " suçlu sayılmayacağı" görüşü ortaya atılmıştır. Bu iki nitelendirmenin olası sonuçları birbirinden oldukça farklıdır.  Doktrinsel tartışmalar bir tarafa suçsuzluk karinesinin, sanığa mahkemelerin tarafsızlığı garantisi veren, onun kusuru ispat edilmezden önce suçlu gibi muamele görmesini önleyen dokunulmaz bir hak olduğu su götürmez bir gerçektir. 

 	Masumiyet karinesi, sanığın suçlu olduğunu ortaya koyan muteber delillerle bertaraf edilebilir. Bu noktada ise mahkeme huzuruna getirilen delillerin sanığın atılı suçu işlediğini şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyması gerekir. Bu ispat arayışında şu husus önemle vurgulanmalıdır ki; Bir sanığın BERAAT edebilmesi için suçsuzluğunun kesin olarak anlaşılması değil suçlu olduğunun tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde ortaya konulması gerekir. Bu haliyle sanık masum olduğunu ispat etme çabasına girişmemiş veya masum olduğu gösterir deliller ileri sürememiş olsa da suçlu olduğu yönünde mahkumiyete yeter delil bulunmaması halinde şüpheden sanık yararlanır ilkesi işlerlik kazanır ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekir. 

Bu noktada ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ , Masumiyet Karinesinin bir sonucu olarak varlık gösterir. 



Bu ilkenin gereği olarak mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için suçlulukla itham eden makamın, yani iddia makamının suçu ortaya koyan bütün unsurları delillerle ispat etmesi gerekir. Nitekim ispat yükünün dağıtılmasında bir olguyu iddia edenin ispat ile mükellef olduğu uygulaması geçerlidir. Eğer bu ispat külfeti yerine getirilemiyorsa veya bu ispat suçun işlendiğini tüm yönleriyle tartışmaya kapatır şekilde aydınlatamıyorsa sanığa ceza verilemez. Tüm anlatılanlardan anlaşılacağı üzere  

ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ;            
 
 Sanık hakkında ceza verilebilmesi için atılı suçun tüm yönleriyle aydınlatılmasının, başka türlü bir oluşa ihtimal veren tüm şüphelerin bertaraf edilmesinin ve suça konu fiilin isnat edildiği gibi gerçekleştiğinin ispatının gerektiğinin, ispat edilemeyen hususların toplanan diğer delillerin aleyhe yorumlanması şeklinde ve varsayımla hareket ederek tam bir kesinlik oluşmadan sanığa ceza verilmesinin önüne geçilmesini amaç edinen bir ilkedir. 

 	Uygulamada; özellikle cezalandırma arzusu içerisinde olmayan, hukuka ve hakkaniyete göre karar verme uğraşında olan mahkemelerce yerleşik olarak uygulanan, ne yazık ki bunlar dışında ve özellikle bazı suç tiplerinde göz ardında tutulan Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay kararlarında şu şekilde izah edilmektedir;

" Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmiş ise sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Karar: 2016/400" 

İzahına Çalışılan Konuyu Örneklemesi Açısından Hakaret ve Çevreyi Kasten Kirletme Suçlarına ilişkin İki Ayrı Ceza Davasında Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesinin Uygulaması İle Büromuzca Alınan Beraat Kararları Aşağıda Sunulmuştur.
"TEK GERÇEK ŞÜPHEDİR"